İntikam Yemini – Bölüm 1: Acı Gerçekler 0 160

intikam-yemini-aci-gercekler-

Kaan hapishane kapısından dışarı adım attı ve gözlerini kapattı. Şöyle derin bir nefes çekti. Kafesinden çıkmış bir kuşun sevincini yaşıyordu adeta. Öylesine hasret kalmıştı ki bu temiz havaya..

Sağında ve solunda ağaçlar, önünde asfalt bir yol. Tam karşısında ise yıllardır hasret kaldığı anne ve babası.

Parmaklıklar ardında geçen tam 8 yıl. Özgürlüğü için şafak saydığı tam 2920 gün. Kendisini 15-20 yıl yaşlanmış hissediyordu. Oysa henüz 29 yaşındaydı. Daha önünde oldukça uzun bir hayat vardı ve Kaan, her şeyi geride bırakarak temiz bir sayfa açmak istiyordu.

Hapishane onu olgunlaştırmıştı. Eskisinden daha güçlü ve daha olgundu. Artık kendi başına yetebilmeyi ve ayakta kalmayı öğrenmişti.

…………………….

Hapishane çıkışında onu annesi ve babası karşıladı. Yıllar süren bekleyiş, hasret, özlem artık son bulmuştu. Biricik evlatları artık yanlarındaydı. Hafize hanım sıkı sıkı sarıldı yavrusuna. Öpmeye doyamıyordu. Kısa boylu, güleç ve sevimli bir kadındı.

Mahmut bey, daha dayanıklı durmaya çalışıyordu. Halbuki kendisini ayakta zor tutuyordu. Heyecandan ve sevinçten yerinde duramıyordu. Ama o babaydı ve daha dik durmak zorundaydı. En azından kendisi o öyle düşünüyordu. Sert mizaçlı ama yufka yürekli bir adamdı.

Kaan babasının elini öptü ve sarıldı. Baba oğul kucaklaştılar ve sanki yılların acısını çıkardılar.

– “ Nasılsın yavrum “ dedi Hafize Hanım oğluna.
– “ İyiyim anacım, dışarıda olmak, sizlere kavuşmak, tarif edilemez bir duygu “ diye cevapladı Kaan.
– “ Oğlum, artık eski arkadaşlarını görmeni, onlarla konuşmanı istemiyorum. 8 yıl bekledim ben çocuğumu görmek için. Bir 8 yıl daha beklemeye ne benim kalbim, ne annenin kalbi dayanır. Sebebimiz olursun, ona göre “ dedi Mahmut Bey.
– “ Merak etme baba. Artık eski Kaan yok. Kendime yepyeni bir hayat kuracağım. “

Arabalarına bindiler ve yola çıktılar. Öğlen saatleriydi. Güneş tüm ışıltısıyla parlıyordu. Kaan bir yandan özlediği bu manzarayı seyrediyor, diğer yandan ailesiyle sohbet ediyordu.

– “ Anne, Melek nerede? Neden gelmedi beni karşılamaya? Son 5 aydır haber de alamadım ondan biliyorsunuz. “ dedi Kaan.

O süre zarfında ailesi Kaan’a yalan söylemişti. Melek’in memleketlerine gittiğini ve telefonlarının çekmediğini, ama gayet iyi olduğunu ve selamı olduğunu söylüyorlardı. Gerçekleri söyleyip, oğullarının hapishane hayatının daha da zor olmasını istemiyorlardı.

Annesinin gözleri dolmuştu. Yutkundu ve zor da olsa şu cümleyi söyledi:

– “ Oğlum, Melek evlendi “ dedi.

Kaan’ın o sevinçli ve heyecanlı hali, üzüntüyle karışık bir sinire dönmüştü.

– “ Ne, nasıl yani ana. Şaka yapıyorsun değil mi? “
– “ Hayır oğlum, keşke şaka olsa.“ dedi.
– “ Baba arabayı durdur “ diye bağırdı Kaan.
– “ Oğlum sakin ol “ dedi, hem annesi hem babası. Arabanın içini derin bir hüzün kaplamıştı resmen.
– “ Baba lütfen arabayı durdur. Biraz hava almak istiyorum “
– “ Tamam oğlum, al şu telefonu ve parayı yanına. Lütfen sakin ol “ dedi Mahmut Bey.
– “ Tamam baba. Biraz yürüyüp geleceğim, merak etmeyin “ dedi Kaan, üzüntülü ve ağlamaklı bir sesle.

Arabadan indi ve sahilde yürümeye başladı. Sol tarafı deniz, sağ tarafı yeşillik ve ağaçlıktı. Bir müddet yürüdükten sonra bir banka oturdu. Denize doğru dolu gözlerle baktı. Melek’le geçirdiği günler gözünün önüne geldi. Yaşadıkları mutlu anlar, birbirlerine verdikleri sözler. 4 yıllık birliktelikleri..

Kaan hapse girdikten sonra da Melek onu hiç yalnız bırakmamıştı. Ailesinden daha fazla ziyaretine geliyordu ve o hapisten çıkana kadar bekleyeceğini söylemişti.

Peki ama neden? Neden Melek başkasıyla evlendi? Bu bir şaka olmalı. Hem de çok tatsız bir şaka “ diye geçirdi içinden.

 

 

Melek ve Kaan aynı mahallede yaşıyordu. İstanbul Sarıyer’de, çok şirin bir mahalleydi bu. Hani insanların birbirine sıcak davrandığı, gittikçe yozlaşan toplumumuzda ender görülen sıcak mahallelerden biriydi. Sarıyer Huzur Semti’nde Kurtuluş Mahallesiydi burası.

Kaan koşar adımlarla mahallesine gitti. Melek’le görüşüp, her şeyin en doğrusunu ondan öğrenecekti. Ama onu bekleyen kötü sürprize pek hazırlıklı değildi.

Mahalleye geldiğinde, büyük bir sevinçle karşılandı. Tanıdık, eş, dost herkes ona geçmiş olsun dileklerini iletip, sarıldılar. Mahallelinin memnuniyeti gözlerinden okunuyordu. Evlatları, kardeşleri gelmişti. Ama Kaan’ın aklında sadece Melek vardı. Her ne kadar etrafa gülücükler saçsa da, bir an önce gerçekleri öğrenmek istiyordu. Eve gideceğini söyleyip, mahalleliden müsaade istedi. Hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Sokağın köşesinden döndüğünde, karşısına Mustafa çıktı. Kaan’ın en yakın 2 arkadaşından biriydi. Ama Mustafa, bildiği Mustafa değildi. Trafik polisi olmuştu ve üniformalıydı. Kaan Mustafa’yı karşısında görünce çok şaşırdı. Tabii çok da mutlu olmuştu. Birbirlerine sarıldılar. Kaan bir an Melek’i unutmuştu.

– “ Oğlum polis mi oldun sen “ dedi Kaan gülerek.
– “ Evet kardeşim, nereden nereye değil mi? Fen Bilgisi Öğretmenliği’ni bitirdik ama atanamadık. Durumları da biliyorsun işte. Önüme fırsat çıkınca kaçırmak istemedim. 4 yıldır trafik polisiyim “
– “ Oğlum çok sevindim ya. Yakışır kardeşime. Ama Mustafa, benim Melek’i görmem lazım kardeşim. Akşama konuşalım olur mu “ dedi.

Tam gidecekken Mustafa tuttu kolundan.

– “ Kardeşim dur, Melek burada değil “ dedi.
– “ Nasıl yani, nerede peki?”

Mustafa başını öne eğdi. Gözleri dolmuştu.

– “ Gel kardeşim, atla arabaya. Sahile inelim, ben sana her şeyi anlatayım “ dedi

Birlikte sahile indiler ve bir çay bahçesine oturdular. Mustafa başladı anlatmaya.

– “ Sen hapse girdikten sonra mahallede çok şey değişti. Serdar aldı başını yürüdü “
– “ Sahi Serdar nerede?”

Serdar, Mustafa ve Kaan, birbirlerine çok yakındı. Kardeş gibiydiler. Yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Aralarındaki bağ, kardeşten de öteydi.

Mustafa bir müddet duraksadı ve devam etti.

– “ Sen hapse girdikten birkaç ay sonra, Serdar’da değişimler başladı. Mahalleye ara sıra gelmeye başladı. Bir gidiyor, birkaç ay ortalıkta görünmüyordu. Sonra birkaç gün kalıp, tekrar kayboluyor falan. Soruyorum, arıyorum ama hep kaçamak cevaplar veriyordu. Yaklaşık 4-5 yıl böyle geçti. Bir gün mahalleye, altında son model bir arabayla geldi. Kılık kıyafet falan değişmiş yani. Ama değişen sadece kıyafeti değildi. İnanmazsın, yanımdan geçti ve selam dahi vermedi. Seslendim ama duymazlıktan geldi. O ara Melek’lere çok sık gitmeye başlamıştı.

Melek dediğinde Kaan bir tuhaf olmuştu. Sanki konuşmanın devamını tahmin ediyor gibiydi. Ama kesmedi ve Mustafa anlatmaya devam etti.

– “ Biz bir şeylerin döndüğünü hissediyorduk. Fakat neler olup bittiği hakkında kimsenin bilgisi yoktu. Bir gün Serdar’ı yine gördüm mahallede. Tuttum kolundan, “ Olum niye selam sabah vermiyorsun, hayırdır “ dedim. O da bana ters bir bakış attı ve “ Kendi işine bak sen Mustafa “ dedi. O gün Serdar’ı bitirdim ben. Benim öyle bir dostum olamazdı.”

Kaan duydukları karşısında inanılmaz şaşkındı. Serdar bu ya Serdar, ilkokul sıralarından beri arkadaşları. Birlikte kapı zillerine basıp kaçtıkları, misket oynadıkları, diğer mahallelerden çocuklarla kavga ettikleri, aç kalınca salça ekmeklerini paylaştıkları Serdar.

Mustafa devam etti anlatmaya.

– “ Yaklaşık 5 ay önce, mahalleye polisler gelmiş ve Melek’in babasını alıp götürmüşler. Melek bana geldi ve babamı götürdüler Mustafa yardım et dedi ağlayarak. Ben de karakola gittim ve neler olup bittiğini sordum. Normalde bu tür bilgiler verilmez. Ama şans işte, devreme rast geldim ve bazı bilgileri öğrendim. Güya Melek’in babası Muhterem Amca, çalıştığı iş yerinde birini zehirleyerek öldürmüş. Yani ona yapılan suçlama buydu. Şikayetçi olan da kim bil bakalım? “

– “ Sakın Serdar deme “ dedi Kaan, öfkeli bir ifadeyle.

– “ Ta kendisi “

– “ Nasıl ya, aklım almıyor. Muhterem Amca adı gibi çok muhterem bir adam. Birini öldürmeyi bırak, adamın ağzından ben daha tek kelime kötü bir laf duymadım.”

– “ İşin garibi de o ya. Güya Muhterem Amca, ofisten bir kadınla ilişki yaşıyormuş. Kadın da evliymiş. Kocası bunu öğreniyor ve Muhterem Amca’yla konuşmaya işyerine geliyor. O sırada kavga gürültü kopuyor. Bunlar birbirlerine giriyorlar ve Muhterem Amca adama “ Sen öldün lan, öldüreceğim seni “ diyor. Bir gün sonra da adam evinde ölü bulunuyor.

 

 

Dışarıda hava çok güzeldi. Masmavi bir gökyüzü, ışıldayan bir güneş ve kıpırtısız bir deniz. Ama Kaan’ın içi yangın yeri gibiydi. Mustafa’nın anlattıkları inanılır gibi değildi. Şaşkınlık, öfke ve üzüntü, işte Kaan’ın ruh hali buydu. Bu arada Kaan’ın telefonu çaldı. Babası arıyordu, ama açmadı. Telefonun sesini kıstı ve cebine koydu.

Mustafa devam etti anlatmaya.

– “ Yapılan incelemede, adamın evinde zehirlenerek öldürüldüğü tespit ediliyor. Apartmanın güvenlik kameralarında; Muhterem Amca’nın, adam ölmeden yarım saat önce binaya girdiği görünüyor. Ayrıca adamın su içtiği bardağın üzerinden, Muhterem Amca’nın parmak izi çıkıyor.”

– “ Hayır, hayır, bu mümkün değil. Bu adam yapmaz, yapamaz böyle bir şey” dedi Kaan.

– “ Haklısın kardeşim. Eğer bu adamı tanımasam, emin ol ben de inanacağım. Ama tüm deliller, Muhterem Amca’nın aleyhinde.

– “ Peki dava devam ediyor mu? Muhterem Amca nerede?”

– “ Tutuklu yargılanıyor maalesef.”

– “ Peki ya Melek? O nerede? Annem ve babam bana onun evlendiğini söylediler ama ben inanmadım. Bu işin arkasında başka bir şey var dedim. Söyle kardeşim, Melek nerede?”

Mustafa başını tekrar öne eğdi.

– “ Melek Serdar’la evlendi kardeşim “ dedi.

Kaan, elindeki çay bardağını o kadar sıkmıştı ki, bardak bir anda kırıldı ve cam kırıkları eline battı. Ama Kaan hissetmiyordu bile. Kaşları çatılmış, gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

– “ Kardeşim, sakin ol. “ dedi Mustafa ve ardından garsona dönerek, “ Çabuk peçete getirin bize “ dedi.

Peçeteyle ellerini sardılar ve Mustafa;

– “ Kardeşim, hadi gel bi hastaneye gidip elini gösterelim.” dedi

Kaan’dan ses çıkmıyordu. Donup kalmıştı. Mustafa Kaan’ın koluna girdi ve onu kaldırdı. Birlikte, Mustafa’nın ekip aracına doğru yürüdüler. Ama Kaan kendinde değildi. Hiç sesi çıkmıyordu. Gözleri kıpkırmızı olmuştu.

Hastaneye vardılar ve Kaan’ın eline pansuman yapıldı. Tam bu esnada Kaan derin bir iç çekerek kendine geldi. Sağına soluna baktı, neredeyim ben der gibi. Oraya nasıl geldiğini hatırlamıyordu bile. Mustafa’ya döndü ve;

– “ Mustafa, bu anlattıklarının bir şaka olduğunu söyle lütfen “ dedi.
– “ Üzgünüm Kaan, maalesef doğru kardeşim “

Mustafa, hemşireden Kaan’a sakinleştirici iğne yapmasını rica etmişti. İğne etkisini yavaş yavaş gösteriyordu.

Mustafa Kaan’ı alıp evlerine götürdü. Tek katlı, bahçeli, müstakil ve oldukça mütevazi bir evleri vardı. Bahçe kapısını açıp, zile bastı.

Hafize Hanım ve Mahmut Bey meraktan ölmüştü. Kaan’ı öyle görünce daha da kötü oldular.

– “ Mustafa ne oldu oğlum “ dedi Mahmut Bey.
– “ Bir şey yok Mahmut Amca. Kaan maalesef olanları öğrendi. Bu durumu kaldırmak da kolay olmadı onun için. Hastaneden geliyoruz. Eline pansuman yapıldı. Bir de sakinleştirici iğne yaptılar. Biraz dinlensin. Ben yine uğrayacağım”
– “ Ne pansumanı oğlum, ne oldu yavruma “ dedi Hafize teyze büyük bir panikle.
– “ Önemli bir şey değil Hafize Teyze. Eline cam battı. Ama dikiş falan atılmadı merak etme. İyi yani. Siz ona iyi bakın. Ben mesaim bitince geleceğim. “
– “ Allah razı olsun oğlum senden. Mutlaka gel, Kaan’ı yalnız bırakma çocuğum “
– “ Tamam Hafize Teyzem, sen merak etme.

Kaan’ı odasına götürdüler ve yatağına yatırdılar. Yatar yatmaz gözleri kapandı ve uyudu. Saat, öğleden sonra 4 civarıydı.

Yaklaşık 4 saat uyumuştu Kaan. Kapı sesine uyandı. Gelen Mustafa’ydı. Mesaisini bitirmiş, üzerini değiştirmiş ve hemen Kaan’ın yanına gelmişti.

Hafize teyze kapıyı açtı ve Mustafa içeri girdi. Girişte küçük bir hol vardı. Tekrar bir kapıdan geçip, salona giriliyordu. Açık mutfak vardı. Salonda ayrıca iki odaya kapı vardı. Biri Kaan’ın odası, diğeri Mahmut ve Hafize’nin odasına açılıyordu. Mustafa Kaan’ın odasına doğru yürüdü ve kapıyı tıklattı.

Kaan kalktı ve kapıyı açtı. Mustafa’yla sarıldılar ve odaya geçtiler.

– “ Kaan, nasılsın kardeşim, nasıl oldun?” dedi Mustafa.
– “ Daha iyiyim kardeşim saolasın. Ama bütün bu olanlar sanki bir kabus gibi geliyor. “
– “ Gel seninle Necmi Baba’nın yanına gidelim, birkaç kadeh atalım “
– “ Çok iyi olur Mustafa. Çok ihtiyacım var. “

Odadan çıktılar. Kaan montunu giyerken babası sordu:

– “ Oğlum nereye gidiyorsunuz?”
– “ Biraz dışarı çıkacağız baba. Çok geç kalmam merak etmeyin.”

Mahmut Amca Mustafa’ya doğru baktı ve Mustafa “ Tamam, Kaan bende “ der gibi kafa salladı.

Mustafa ve Kaan dışarı çıktılar. Yavaş adımlarla yürüyor, bir yandan da konuşuyorlardı.

Mustafa:

– “ Kaan, içersi nasıldı? Çok sıkıntı yaşadın mı? “
– “ Hapishane bildiğin hiçbir yere benzemiyor kardeşim. Kader mahkumu dediğimiz insanlar da var, orada olmayı gerçekten hak edenler de. Kendimi kabul ettirene kadar çok sıkıntı çektim, çok dayak yedim. Birkaç kez ölümden döndüm. “
– “ Ne diyorsun olum sen. Ölümden mi döndün? Töbe töbe.”
– “ Evet, birkaç kez bıçaklandım. Allahtan iç organlara zarar vermedi de çabuk toparladım. “
– “ Geçmiş olsun kardeşim. Bi ara bunların hepsini anlatacaksın bana. “
– “ Tamamdır kardeşim “

 

 

Biraz yürüdükten sonra Necmi Baba’nın yerine geldiler. Kapıdan içeri girdiler.

– “ Oooo Kaan, geçmiş olsun oğlum. Bugün duydum, çok sevindim, hoş geldin “
– “ Hoş bulduk Necmi Baba. Saolasın, özledim seni be “
– “ Biz de özledik be oğlum. Yeriniz hazır, hemen geçin, ben servis açayım”
– “ Eyvallah baba”

Mustafa ve Kaan masaya oturdular. Gündüz yaptıkları sohbette hala oturmayan yerler vardı ve Kaan devamını bir an önce öğrenmek istiyordu.

– “ Mustafa, öğlen yarım kalmıştı kardeşim. Lütfen devam et. Hala oturmayan yerler var. “
– “ Tamam kardeşim” dedi Mustafa ve devam etti:
– “ Muhterem Amca hapse girdikten birkaç gün sonra, Melek ve Serdar acele bir nikahla evlendi. Hepimiz şoktaydık. Melek’in seninle sözlü olduğunu, Serdar’la arkadaşlığımızı bilmeyen yok. “

Kaan’ın gözleri yeniden doldu. Melek’in evlenmesine, hele ki Serdar’la evlenmesi, gururunu çok kırmıştı. Canından çok sevdiği kız, en yakın arkadaşıyla evlenmişti.

– “ Nikah haberini aldıktan sonra Melek’i aradım ve görüşmek istediğimi söyledim. Fakat Melek, benimle görüşemeyeceğini söyledi. Sebebini sordum doğal olarak. ‘ Mustafa n’olur bana bir şey sorma. Bunu yapmak zorundaydım ‘ dedi ve telefonu kapattı. Sanırım numarasını değiştirdi. Çünkü bir daha ulaşamadım.”
– “ Mustafa, benim Melek’le konuşmam lazım. Yoksa kafamdaki soru işaretleri beni öldürecek. Melek böyle bir şey yapamaz. Mutlaka bir şey oldu ve bunu öğrenmem lazım. “
– “ Tamam kardeşim, yarın beraber gideriz yanına. Bensiz gitmek yok ama.”
– “ Tamam”

Necmi Baba servisi açmıştı bu arada. Her zamanki gibi, meşhur Arnavut ciğerinden getirdi. Yanında beyaz peynir, kavun, haydari, acılı ezme vardı. Arkada Zeki Müren çalıyordu. Kaan’ın gözünden yaşlar süzülüyor, Zeki Müren’in “ Gitme Sana Muhtacım “ şarkısına eşlik ediyordu.

Necmi Baba, Kaan’ın başına gelenlerden haberdardı. Onu öyle üzgün görünce, kendine de bir kadeh rakı alıp masaya oturdu.

– “Eğer sevdiğimiz kişiler bizden çalınmışsa, onları uzun yaşatmanın yolu, onları asla sevmekten vazgeçmemektir. Binalar yanar, insanlar ölür ama gerçek aşk ölümsüzdür evlat. “

Bu söz, Kaan’a çok iyi gelmişti. Birden kafasını kaldırdı.

– “ Haklısın baba “ dedi.
– “ Bak evlat, hayat bazen bize bir oyun oynar. Bu oyun kimi zaman acı sonla, kimi zaman mutlu sonla biter. Ama oyunun sonucunu biz belirleriz. Sana kahpece tuzaklar kurulacak. Hiç aklına gelmeyen şeyler olacak. Ama asla pes etme. Unutma, inciler kumsalda bulunmazlar. Eğer bir tane istiyorsan, onun için dalmalısın. “
– “ Büyüksün be baba “ dedi Kaan ve kadehini kaldırdı. Kadehlerini tokuşturdular ve “ Şerefe “ dediler.

Rakının da etkisiyle Kaan biraz daha toparlamış görünüyordu. Mustafa bu durumdan memnundu. Necmi Baba yeni bi 45’lik taktı. “Füsun Önal – Senden Başka “ şarkısı çalmaya başladı. Şarkıyla beraber yüzlerde bir tebessüm belirdi. Kaan ve Mustafa şarkıya birlikte eşlik ediyorlardı. Gecenin kalanı gayet güzel geçmişti.

Önceki HaberSonraki Haber

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

En Sevilen Konular

Benim Seçtiklerim